ÜLKELER AÇISINDAN GENEL EKONOMİK GİDİŞATIN BÜYÜK KÜRESEL JEOPOLİTİK SORULAR OLUŞTURMASI
Bu Yazı dizisinin Birici bölümünde ele aldığımız gibi; Son 20 yıllık verilere göre batının gelişmiş ülkeleri Dünya'nın birçok coğrafyasındaki ülkelere kıyasla ekonomik ve ticari konularda nisbi olarak düşüş yaşamaktadırlar.
Bu durum uluslararası sermaye ve gelişmiş ülkelerin yönetimleri tarafından iyi bilinen ve üzerinde çalışılan bir konudur. Genel olarak batının gelişmiş ülkelerinin düşüşü karşısında yükselen bölgeler çoğunlukla Asya kıtasındadır. Bunun dışında Akdeniz kıyılarında, Güney Amerika'da ve Afrika'da birkaç Ülke bu gruba katılabilir.
Batının gelişmiş ülkelerinin ekonomik ve uluslararası etki güçlerinde küresel olarak nisbi düşüş yaşaması gerçeği; Ülkelerin veya ülke gruplarının kurduğu küresel sistemin değişmesi ve gelişmişler açısından bir çok temel konuda kayıp anlamına gelir. Bu durum doğal olarak hegemon güçler açısından kolay kabul edilebilecek veya kolayca taşıyabilecek bir konu değildir. Tahtının tehlikede olduğunu gören her hükümranda olduğu gibi öfke veya saldırganlık reflekslerini tetikleyebilecektir. Bu reaksiyonlar rahatları bozulan ülke vatandaşları hem de iktidarları tehlikede ülke yönetimleri için geçerlidir.
Günümüze dönersek; Mevcut gidişatta bu iniş çıkışlar yaşandığına göre; Şartlar uluslararası ilişkileri topyekûn savaş ortamına mı taşıyacaktır? Ya da savaşlar stratejik önemi büyük bölgelerle sınırlı mı kalacaktır? Mevcut durum, ilgili soru ve sorunlar ülke yönetimlerini yoğun endişeye ve hazırlıklara sevk etmektedir.
Küresel ekonomik sıkıntılar her yerde artmaktadır ama batının gelişmiş ülkelerinin yaşadığı ekonomik daralmalar dünyanın geri kalanına göre çok farklı bir seyir izlemektedir. Küresel borç monitörü raporuna göre: bu yılın 2. çeyreğinde küresel borçlar toplamı 337,5 trilyon dolara ulaşmıştır bu rakamın 228 trilyon doları gelişmiş ülkelere aittir (%67). Gelişmiş ülkelerin içine girdiği ve gittikçe derinleşen borç girdabı giderek yükselmekte ve bu ülkelerde çok büyük dönüşümlere yol açacak potansiyelde bir seyir izlemektedir. Gelişmiş ülkeler, örneğin İngiltere için dış borç Gayri safi milli hasılasının%287'sine, Fransa için %260'ına, Almanya için ise %152'sine ulaşmıştır.( CEIC birilerine göre - www.ceicdata.com). AB'nin Almanya, Fransa ve Hollanda gibi güçlüleri İspanya ve İtalya gibi ikinci sıradakilerden daha büyük zorluklar içindedir.
ABD için ise bu oran%93, hükümet borçları için ise %124,3 oranıyla 38 trilyon USD'a çıkmıştır.
Avrupa ülkeleri dış borcu düşürecek köktenci önlemler almak yerine, iç politik endişeleri nedeniyle bütçe açıklarını ve borç oranlarını artıracak uygulamalara yönelmektedirler.
Dünyanın hızla gelişen ülkelerinde ise GSMH'a göre dış borç verileri Brezilya için %27,5 Rusya için %13-15, Hindistan için yüzde 19 onda bir ve Çin için %13-15 oranlarında sürdürülebilir şekilde seyir etmektedir.
( Türkiye için bu oran %46'dır. Ancak bu oranın yüzde 40'ına yakın bir kısmı kısa vadelidir; Sorunların ağırlaşması ise büyük ölçüde bu kısa vadeli borçlardan ve çarpışan küresel güçlerin baskılarından kaynaklanmaktadır.)
Gidişata göre; Batının gelişmiş ülkelerinin başka coğrafyalardaki yükselen ülkelere göre nispi ekonomik düşüş yaşaması negatif sonuçlarla devam edecektir.
Bugüne kadar görünmemiş bir manzarayı oluşturan söz konusu gelişmelerin küresel çapta büyük değişmelere neden olması doğal ve kaçınılmaz bir sonuçtur.
Çok daha önceden, bu bilgi ve sonuçların, dünya dengeleri ve küresel işleyişte büyük değişikliklere yol açacağı, muhataplarınca hesap edilip, çok sayıda uyumlu ve çatışabilecek planlar yaptıkları artık bilinmektedir.
Her önemli gücün ve değişimin muhatabı olacak tüm tarafların mevcut şartlarda düşünmesi gereken sorular oluşmuştur.
Ülkeler kendi gelecekleri için bu soruların muhtemel yanıtlarına göre pozisyon almak istemektedirler.
SORULARI ÇEŞİTLENDİRELİM!
-
Klasik hegemon Güçler mevcut konumlarına sürdürmede direnecekler midir?
-
Bu şartlarda birlikte ortak refleks oluşturan gelişmiş ülkelerin davranışları neler olabilir?
-
Yaklaşarak büyüyen olumsuz ekonomik sıkıntıların ve savaşların mevcut kurumsal ülke birliklerini dağıtabilme veya küçültme potansiyelleri var mıdır?
-
Küresel liderlik yer değiştirecek midir veya tek kutupluluk yerine çok kutuplu bir dünya kalıcı mı olacaktır?
-
Bu ihtimaller gerçekleşirse küresel yeni şartlarda ülkeler nasıl yol izleyebilirler?
-
Savaşlar kendi içlerinde; Konvansiyonel türde olanlarla, küresel nitelikte olan biyolojik, sosyal medya algı ortamları ve frekans vs. gibi çeşitlenecekler midir? Kısaca teknolojik gelişmeler bizi hangi yeni savaş türleriyle karşılaştıracaktır?
-
Olağanüstü büyümüş olan Uluslararası sermayenin kendi aralarındaki anlaşmazlık konuları nelerdir? Uluslarası sermaye grupları içerisindeki anlaşmazlıklar jeopolitik dengelere nasıl yansıyacaktır?
Hepsi çok ciddi ve cevapları tarihin gidişatını etkileyebilecek güncel sorulardır?
Mevcut şartlarda dünyamızda bütüncül bir Barış ortamından ve geleceğe dair benzer barışçıl beklentilerden söz etmek artık çok zor.
Yazı dizimizin başına dönüp çözümlemelere daha anlaşılır ve pratik bir yoldan başlayacak olursak; Önceleri, bu soruların cevapları ve genel yönelimlerin nasıl olacağı ağırlıklı olarak ülkeler bazında milli gelir ve ticaret hacimlerindeki farklılaşmaların doğuracağı sonuçlar yanında, hegemon ülkelerin iktidarları üzerinde etkisini ağırlıklı olarak tesis etmiş küreselci sermayenin tercihlerine bağlıydı.
Daha sonra bu küresel gidişatı kökten değiştirecek önemli bir gelişme yaşandı; Bu gelişme en büyük hegemonun (ABD) iç iktidar yarışıydı.. ABD'deki yarışı Trump ekibi eski yönetimlerden farklı ulusal ve küresel projeleri olan yeni bir ekip olarak kazandı.
Trump kamuoyuna söylemlerinde her ne kadar ulusal ve uluslararası alanda yeniden etkin ve daha güçlü bir ABD'yi savunuyor olsa da; Gerçekte, zaten mali olarak zora girmiş bir ABD'nin Ortadoğu'da ve çok geniş Dünya coğrafyasında büyük maliyetlerin altına girerek askeri varlığını sürdürmeyi kaldıramayacağını kendisi ifade ediyordu.
Trump'a göre ABD Ortadoğu'da en az 15 trilyon dolar sarf etmişti ve bundan kazanılanın ne olduğu mevcut şartlarda belirsizdi.
Trump yönetimi için her ne kadar Amerika iç siyasetinde İsrail baskısı baskın olsa da ve İsrail’in talepleri ön planda tutulsa da, ABD açısından sorunları çözülemeyen bir Ortadoğu coğrafyasında askeri varlığını sürdürmek anlamsız bir yük olacaktı.
Büyük olasılıkla Trump'ın yaklaşımı gereği; yeni yönetimin küresel büyük projelere uygun olacak şekilde istikrara kavuşturulmuş, kazanç kapılarını ABD'ye açmış bir Ortadoğu'nun inşasını tercih ediyor olmaları beklenmelidir.
Tıpkı Ukrayna'daki savaş maliyetlerinin ya ortadan kalkması ya da AB ülkeleri üzerine yıkılmasını dayatması ve bu konuda mesafe alması gibi. Ancak Sonuçta Trump hükümetinin sorunlara ekonomik nedenlerle sınırlanan bakışının yanında, " yeni kurulacak Dünya düzeninin" geleceğin şartlarına göre bugünden hazırlanması gerektiğinin kaygılarını eklemek gerekir.
Çünkü bazı görüşlere göre, bugünkü şartlar olumsuz ilerlese de gelişmiş batı uzun vadede yeniden ve güçlenerek küresel iddialarını sürdürmek için oyuna yeniden katılacaktır.