DÜNYANIN MEVCUT EKONOMİK SİSTEMİ VE GÜÇLER DENGESİ ÇÖKÜYOR ORTAKLIKLAR BOZULUYOR;
SÜPER ÜLKELER KLASMAN DÜŞERKEN YENİ DÜNYANIN YENİ GÜÇLERİ YÜKSELECEK
Kapitalizm ölüyor ortaklık bozuluyor. İşte bugün küresel sermayenin yarısını yönettiği söylenen Londra merkezli uluslararası sermaye ile Kimilerinin Ulusal "ABD derin devleti" dediği veya Ulusal görüşü savunan Amerikalılar ( ve o gücün yanındakiler) arasındaki temel sorun aslında mevcut yapının artık sürdürülemez oluşudur. Biri çıkarları açısından gücün başka coğrafyalara kayışını ve yeni bir küreselleşmeyi savunurken diğeri ABD merkezli Dünya'nın devamını istemekte, ülkenin ve hegemonyalarının sürdürülebilirliğini buna bağlamaktadır. Daha bir çok anlaşmazlık vardır ABD iç politikasına yönelik.
Uluslararası sermaye önünde sonunda beklenen çöküşün gerçekleşeceğini ve akabinde çok temel teknolojik, ekonomik ve sosyolojik değişimlerin olacağını görüp buna sermaye transferleri, teknoloji yatırımları senaryoları ile yıllardır hazırlanmıştır. 2000 li yılların başından bu yana Asya nın yükselen ve yüksek ölçekli ülkelerine büyük bir sermaye akışı ve teknoloji transferleri gerçekleştirmiştir.
Tabiki bu transferler büyük küresel ekonomik senaryolar çerçevesinde yapılmıştı.
Bir zamanların ünlü yaklaşımı:_
"Artık mal üretimi gelişmişlerin işi değil gelişmekte olan ülkelerin olmalıdır. Biz gelişmişler para-kredi sistemini yönetelim, buluşlar neticesi ortaya çıkan yeni teknolojileri üretip yüksek karlar yapalım. Bu teknolojiler eskidikçe onları diğer gelişmekte olan ülkelere terkedelim. Daha az karlarla onlar üretsinler. Biz daha yeni teknolojilerle çok yüksek karlarla devam edelim. Bu süreç böyle devam etsin."_ İşte bu yaklaşım batının karşısında Asyayı büyüttü.
Dünyada batmakta olan sadece parasal sistem değil, aynı zamanda, batının yukarıda belirtilen yeni teknoloji ve üretim dağılımı kurgusundan beklentileridir. Bu sonuncusu Güneydoğu Asya ya yapılan arge yatırımları sonucu yüksek teknoloji üretimleri ve Çin'in ölçek ekonomisinin devasa yapısı nedeniyle batının gelişmiş ekonomilerince aşılması çok güç bir soruna dönüşmüştür.
Uluslararası sermayenin Asya'ya kayışı bu süreç içinde gerçekleşmiştir. Bugün adeta London City (Yani uluslararası sermayenin merkezi) Şanghay'a taşınmıştır.
Küresel parasal sistemi alarm vermeye başlamışken, bunun üzerine eklenen virüs krizi, yarattığı işsizlik ve olağanüstü şartlara yükselmiş olan her türlü güvenlik sorunları toplumsal yapıları rahatsız edip aşırı derecede uyarmaktadır.
Önümüzdeki kısa ve orta vadede yaşanan ve yaşanacak güçlükler nedeniyle aşırı uyarılmış toplumlar devlet düzenlerini ve kapitalizmi daha toplumsal yapılara dönüştürmek üzere zorlayacaklardır. Şimdilik heryerde virüs tehdidiyle toplumlar evlere hapsedilmiştir.
Tüm Dünyada yönetimler iç baskılarla zorlanacak, sorgulanacak ve sosyal hareketlenmeler sonrasında veya eşzamanlı başka bir süreç başlayacaktır. Bu süreç bilgiye ve otomasyona bağlı yeni üretim ve iletişim sistemlerinin gittikçe artan şekilde ağırlık kazanacak olması ve ekonomik işleyiş tarzlarında ve üretim yapılarında radikal değişimlerdir.
Küresel çerçevede kimi uluslararası kurumların kapısına kilit vurdururken, kimi ülkeler iflas bayrağını çekecek, süpergüçler klasman düşüp küçülecek, eski işbirliği öbeklenmeleri dağılabilecek ve başka coğrafyada başka bölgesel ortaklıklara şahit olunabilecektir.
Doların rezerv para pozisyonu petro-dolar sisteminin yıkılışı ile sona erme sürecine girmiştir. İşte petrol fiyatlarının aşırı düştüğü bir dönemin içine girildi. Artık ülkelerin anlaşıp üretilen petrol miktarını düşürmeleri de sorunu çözmeye yetmiyor. Toptan piyasalarda petrol iklim sorunu-kuraklık ve parasal sistemin çöküşüyle kapanan piyasalar daha düşünemediğimiz veya bu yazıya sığmayacak uzunlukta meseleler bu dönüşüm yıllarının konusu olacaktır.
Konu bu kadar düzensizlikten düzen çıkarmaksa eğer; insanoğlu şunu da düşünecektir:
"Zaten kraliçelerin, güçlü başbakanların, 150 Suudi prensin dahi korunamadığı insanlığın hapisaneymiş gibi evlerden çıkamadığı bir tehlike sürecinde var olma meselesiyle yüzleştik ve yüzleşiyoruz. Şimdi hangi garantiyle güvenemediğimiz tek bir yapıya teslim olup, hazır bize doğru yaklaşan yeni imkanları devredelim? ".
Bugün laboratuvarlarda üretildiği giderek kesinleşen bir veya birkaç virüsle yüzleşen insanlık, geleceğini, tartışıp ölçüp biçmediği ve doğal bir süreçte oluşmayacak tek bir iradeye nasıl teslim edebilir. Böyle bir iradeye nasıl güvenebilir?
Ancak görünen odur ki virüslerle, krizlerle ve yaklaşan bir çok zor problemle korkutulan insanlık ve zayıflayan yönetimler bir çok yeni sisteme ve yaşam biçimlerinin kabulüne zorlanacaktır. Çağımızda her türlü iletişimin ilerleyişi bireyin algı operasyonlarına maruz kalmasına neden olduğu kadar, bir çok zeki ve vicdanlı zihnin ve toplumsal önderin muhakeme gücünü yükseltmektedir. Dolayısıyla bu yeni yüzyılın çocukları çok karmaşık sorunları ve dengeleri anlayabilecek en azından üzerinde düşünebilecek imkanlara eski yıllara göre daha çok sahiptir.
Bu kaosdan kültürü en derine inen ve gücünü sahip olduğu karakter ve birikimden alan toplumlar dik, güçlü ve önderlik misyonlarıyla çıkabilecektir. Ulusal kimliğini yaslayacak tek bir hikaye bulmakta zorlanan toplumlar yanında Türkiye'nin çok az rastlanır birikimleri ve bu birikimleri yaşarken oluşturduğu toplumsal karakteri vardır. Tüm donanımlarımızla tarihin en büyük sınavına doğru ilerliyoruz. Toplumsal dayanışma yeteneklerimizin, nasıl birleşeceğimizin ve gidişatta nasıl etkili olacağımızın başkaları tarafından zor anlaşılacak yönleri olacaktır.
Türkiye Cumhuriyetinin aydınlarından çıkacak analiz, itiraz, yol göstermeler ve inisiyatifler Dünya genelinde çok büyük bir coğrafyayı etkileme imkanına sahip olabilecektir. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün sözlerini bugüne uyarlarsak:
"Hattı müdafa yoktur sathı müdafa vardır; O satıh artık tüm Dünya'dır."
Elbette başkalarının gücüyle var olmaya alışanlar siyasi yelpazenin neresinde kendilerini tanımlarlarsa tanımlasınlar bizi anlamakta ve boyunlarındaki zincirden kurtulmakta güçlük çekeceklerdir...